01 Eylül, 2012

Saçlarım dökülmeye başladı..

Öyle tel tel dökülmüyor meret.Sabah bir uyanıyorum ki bir kucak saç yastığımın üzerinde.
Kocam ve annem görürler ve üzülürler diye uyanır uyanmaz yastığımı balkona çıkarıp silkeliyorum, saçlarım bahçeye doğru yavaşça uçuşuyor.Normal dökülme gibi değil, kökleri o kadar belli ki, kökünden ayrılıyor kafa derimden.
Yerlere de dökülüyor gezerken, evin her yerinde görüyorum.Hele banyo yaparken, simsiyah bir tül parçası suyla birlikte kayıyor küvetin deliğine.
Aynaya bakmıyorum hiç.
Aynaya bakmadan tarıyorum.

Öğle sonrası yıllardır gittiğim kuafördeyim.
Hal hatır konuşmaları yapıyoruz ama kızın gözleri hep saçlarıma kayıyor.
"endişelenme döküldüğünü biliyorum "diyorum gülümseyerek. "kestirmeye geldim"

Herşey normalmiş gibi davranıyor, sever beni, bilirim.

Koltuğa oturuyorum "nasıl keselim ablacım "diyor "lüle lüle sarılacak şekilde, topuz da olabilsin "diyorum , afallıyor sevimlice.
"mümkün olan en kısa şekilde lütfen "diyorum.

Omuzlarımdan aşağıya, beyaz fayans zemine minik tutamlar halinde düşüyorlar.Çok kısa sürüyor kesim, çoğu dökülmüş demek ki.
O işini bitirene kadar bakmıyorum aynaya.

Üzerimdeki havluyu silkeliyor, başımı kaldırıp aynaya bakıyorum.Kirpiklerim, kaşlarım? Saçlarım değil, günlerdir aynaya pek bakmadığım için dikkat etmediğim kirpiklerim ve kaşlarıma takılıyor gözlerim;dökülmüşler.
Eskiden kuaföre gittiğimde bana en çok sorulan şeydi rimelimin markası, oysa uzun ve kıvrık olan kirpiklerimdi, şimdi yoklar.

İnsanın kaşları ve kirpikleri olmayınca ne kadar ifadesiz bir hal alıyormuş yüzü, ben  değilim sanki...
Saçlarım, artık kirpi gibi, yer yer açık kafa derim..

Omzumun üzerinden Dilekin hıçkırığını duyuyorum; "gene uzar ablacım, sen üzme kendini ne olur, saç dediğin kirpik dediğin ne ki"

Saçlarıma değiyor ayaklarım, alıp saklayasım geliyor, bir zamanlar benim saçlarımın da olduğunu hatırlamak, söyleyebilmek için..
Minik bir tutam alıyorum, elimdeki kitabın sayfalarına koyup saklıyorum, hep orada kalıyor.

Sarılıyor bana Dilek, Esra..Sanki bir daha görmeyeceklermiş gibi enteresan bir sarılış, "yine geleceğim "diyorum gülerek.

Kapıya çıkıyorum,kocam alacak beni..
İstanbul sıcak, İstanbul'da akşamüstü, İstanbul'da evlerin ışıkları yanmaya başlıyor, bu akşam da yanacak evimizin ışığı,sonrasını bilmiyorum..

Kocamla konuşmak istiyorum.
Karnımda bir bebek var, giderek büyüyen bir bebek.
Ya bana doğum sırasında birşey olursa, ya doğumdan önce birşey olur da bir şekilde bebeği kurtarırlarsa..Onunla herşeyi konuşmalıyım, gerçekler gerçek işte...

Hiç yorum yok: