01 Kasım, 2013

Şunu anladım ki ben geceleri yaşamayı daha çok seviyorum.Yalnız birşeyler yazmak için değil, yaşamak için de gündüzler çok fazla gürültülü benim için..Mecbur olmasam hiç kullanmak istemeyeceğim telefonumun , çok çok olağanüstü bir durum olmadıkça çalmayacağını bilmek ve dahi görmek bile, geceleri sevmem için tek başına bir neden.
Birşeyi yapmak için kendimi planladığım ve şartladığım ve o anki heves ve istekle işe de giriştiğim bir anda, canı sıkılan ve sadece o anda öylesine, sebepsiz , laf olsun diye konuşmak isteyen birinin zamanımı,seri bir katil rahatlığıyla böğründen deşe deşe çalmasına seyirci kalmak demek onun çalması..
Önemli durumları kastetmiyorum belirtmeye gerek bile yok ama telefonla yada çat kapı çat ofis masası demeden bir başkasının, akıp giden hayatı düşününce de son derece kıymetli olan zamanını futursuzca kullanma hakkını kendimizde bulmamız...Şaşırtıcı.

Geceden geldik değil mi bu noktaya, hah işte geceleri insanlar aslında sırf biz uyuyalım dinlenelim rahat edelim diye değil de kendileri anatomik, fizyonomik her ne bilimsel sebepse işte o sebeple uyumak zorunda oldukları için rahat bırakırlar bizi birkaç saatliğine.. Onlar uyanmadan düşünmek, düşündüklerini analiz etmek, hayata geçireceklerini planlamak, bazıları için yazmak yada ağlamak için sınırlı bir zaman vardır ve günün ilk ışıkları ve ilk okul-iş servisleriyle de biter o saatler. Naif korna seslerinin eşliğinde başlar sabah ritüelimiz..

Neyse, dün gece müzmin bir başağrısının ele geçirdiği alnım ve ensem yüzünden çok da bereketli geçmedi, çok fazla şey düşünemedim ve yazamadım ,kısmet bu geceye artık.
Hah geç kalmıştı günün ilk katili kim bakalım, yine çalıyor şuursuz!

Hiç yorum yok: