Bu sabah yalnızım.
Evin sonsuz sükuneti içinde bol kahveli bir kahve yapıp koltuğa atacağım kendimi, uzanmaya yakın bir şekilde oturup ayaklarımı da sehpayla buluşturdum mu tamamdır.Gazete istemiyorum, telefon ,televizyon istemiyorum.Kahvenin her yudumunun dilimin duyu noktaları nereleriyse işte oralara ulaşıp beynime mutluluk hormonu göndermesini izlemek istiyorum bilimsel bir deney gibi.Hani şarap tadanlar yapar ya, ben de kahveyi dilimde yuvarlayıp hangi senenin mahsulü, hangi uzak yolları aşıp gelmiş fincanıma onu düşüneceğim, delirmişim gibi bakmasanıza bunda ne kötülük var mideme giden şeyle tanışmak isteği işte..
Bu arada kendimle de mücadelemi yenmem lazım, düzen takıntım yüzünden erken yaşlanan bedenimle de mücadele ederek, kahveyle meşkim bitene kadar yatağı ve mutfak tezgahını toplamamak, çöpleri kapıya çıkarmamak, balkonları yıkamamak vs vs tüm herşeyi yapmamak konusunda zorlamalıyım kendimi. Saydıklarımı yaptıktan sonra kahve yapıp içmenin zevki yok ki,o zaman sabah olmuyor dolayısıyla sabah kahvesi tabiri de haksızlık.Her neyse yine dağıldı konu, bunları yazarken kahvem damlıyor fincana, oh birazdan başbaşayız.
Yataktı mutfaktı deyince, yaşamımın yarısından fazlasında aralıksız çalışmış biri olarak yakın zamanda tamamen evde olacağım dönem gelince,ben o geçişi nasıl sağlayacağım hiçbir fikrim yok..Hergün hem işi hem evi bir şekilde rayında götürdükten sonra şimdi elimde bir toz beziyle tüm gün Kakılmış edasıyla evi 3 tur silecek miyim yoksa "hayatta tozdan önemli şeyler var aşkım"açıklamasıyla öğlene kadar uyuyup ardından da, aşağı mahalle sen misin yukarı mahalle şen misin gezecek miyim? Yada ortaya bir karışık çıkacak -ki kocacığıma göre tadından yenmez bir durum olur bu- bakıp göreceğiz..
Kahvem ötüyor, biraz susturup beynimin dilini, kahvenin anlatacaklarını dinlemeye gidiyorum şimdi..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder